HABERLER
DİĞER HABERLER
18.01.2018 Mehmet Uçum - Şirin Payzın Cnntürk
15.07.2017 Mehmet Uçum - Kübra Par Habertürk Röportaj
10.07.2017 Sandıkta Yapamayız Diye Yollara Düştüler
09.07.2017 Meclis İşleyişi Hükümet Modeliyle uyumlu Olmalı
08.07.2017 Her alanda değişim kaçınılmaz. Star Tv Röportaj
13.04.2017 Mehmet Uçum - Murat Çelik
13.04.2017 Mehmet Uçum - Buket Aydın NTV
13.04.2017 Halk Cumhurbaşkanını Seçerek Doğrudan Hükümet Kuruyor
13.04.2017 Mehmet Uçum - Banu El A Haber
08.03.2017 Mehmet Uçum - Ahmet Hakan Tarafsız Bölge
08.03.2017 Mehmet Uçum - Fatih Altaylı Teke Tek
20.02.2017 Mehmet Uçum - İsa Tatlıcan - Sabah Gazetesi Röportajı
10.02.2017 Mehmet Uçum - Şirin Payzın
10.02.2017 Mehmet Uçum Milliyet Gazetesi Röportajı
31.01.2017 Yeni Anayasa ve Referandum Süreci - Röportajlar
28.01.2017 Mehmet Uçum - Didem Arslan Yılmaz - Habertürk
24.01.2017 Mehmet Uçum - Betül Soysal Bozdoğan TRTHaber
20.01.2017 Mehmet Uçum - Oğuz Haksever NTV Özel Röportaj
09.01.2017 Halk isterse Cumhurbaşkanı’na Meclis seçiminden 2 hafta sonra karar verebilir
13.12.2016 Bugünkü Anayasa Teklifi İkinci Kuruluşun Bir Adımıdır
27.10.2016 15-16 Temmuz İkinci Kurtuluştur
27.10.2016 Erdoğan, Temsili Bir Lider Değildir
26.10.2016 Mehmet Uçum - Erhan Ertürk NTV
26.10.2016 Mehmet Uçum - Yaprak Hırka TGRT Haber
10.07.2017 - FETÖ sanıklarına ulusal ve uluslararası destek var
Mehmet Uçum

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, siyasi partiler ve seçim yasaları değişirken Türkiye’de, ABD’deki gibi bir ön seçim sürecinin yaşanmasının mümkün olmadığı söyledi. Uçum bir yasayla olmasa da toplumun ve siyasetin kendiliğinden ‘Siyasi etik’ oluşturacağına da dikkat çekti. Bir hukukçu gözüyle takip ettiği 15 Temmuz darbe davalarına ve darbenin yıl dönümünden hemen önce biten Kemal Kılıçdaroğlu yürüyüşüne dair de çarpıcı tespitlerde bulundu.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü bitti ama sizin tweetiniz çok tartışıldı. Bir eylemin kanuni olması neden hukuki olduğu anlamına gelmez?

Bir eylemin yasal ve barışçı olması, meşru olduğu anlamına gelmez. Yasalar çerçevesinde hareket ettiği ve barışçı olduğu sürece, hiç kimseye bir şey yapılamaz. Ama her yasaya uygun, barışçı eylemin sonuçları da mutlaka meşrudur, diye bir kanaate varamazsınız. Eylemin yapılış tarzı kendi kendine meşruiyet üretmez. Teşbihte hata olmaz. Mussolini, Napoli’den Roma’ya yürüdü. Yürüyüş hakkını kullandı güya ama Roma’ya yürüdüğünde İtalyan faşizmini kurdu. Şimdi o yürüyüşten yola çıkarak, yürüyüş demokratik bir haktı diyerek İtalyan faşizmini meşrulaştırabilir misiniz? Meşrulaştıramazsınız. Eylemlerin kendisi bir amaç değil, bir araçtır. Demokratik tepkinin, eylemlerin bir amacı vardır. Bu eylemi de amacına göre değerlendirmek gerek. Türkiye’nin demokratikleşmesine bir katkı yapacaksa,anayasal sistemi daha demokratik hale getirecekse, Meclisin ve yargının pratiğini çok daha demokratik seviyelere çıkaracaksa, yargıyı halkın yargısına dönüştürecekse eyleme meşruiyet kazandırabilirsin. Ama tam tersine kaos oluşturmaya yönelik hedefle hareket ediyorsan, yatıp kalkıp olay olmadığı halde niye olay olmadı diye insanların bazıları özellikle ülke karşıtı güçler bu eyleme gözünü dikmişse, orada biraz düşüneceksiniz. Hiç bir eylem salt yapılış tarzıyla iyi veya kötü değildir. 

ARKA PLANDAKİ AMAÇ

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünün bitiş tarihinin, 15 Temmuz darbe girişiminin anma törenleri öncesi olması tesadüf müdür?

Bu eylemin görünürdeki anlamıyla arka planındaki anlamı arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Bu eylem hızlı bir biçimde bir kişiyle ilgili bir mahkeme kararından sonra yürürlüğe konan bir eylem gibi gelmiyor. Bu eylem ya da buna benzer eylemlerin daha önceden hazırlandığı izlemini veriyor. Dolayısıyla o mahkeme kararı araçsallaştırılmıştır. Ayrıca FETÖ davaları üzerinden yapay mağduriyetler üretilmeye çalışılarak bu eyleme başka bir görüntü verilmeye çalışılıyor. Çünkü yürüyüşü yapan kişi, yürüyüşe başladıktan hemen sonra “Ceza alan milletvekili tahliye edilse bile yürüyüş devam edecek” dedi. Yani bu aslında şunun itirafıydı: Bu, ceza alan vekille ilgili başlamış bir yürüyüş değil. Önceden planlanmış, onun ceza almasının zamanı da ayrıca tartışılır ama onun ceza alması da burada kullanılmış ve yürüyüşe malzeme yapılmış. Öte yandan hak arama imkanı olan yargısal süreçler devam ediyor, yine medyada ve Meclis’te de konuşabilirsin. Bu kararın ağır olduğunu da söyleyebilirsin. Sen bu yolları önemsemediğini, yürüyüş devam ederken söylediğin şu sözle gösteriyorsun: Tahliye edilse bile ben yürümeye devam edeceğim... Dolayısıyla aslında arka plandaki amaç başka, bu çok belli ediyor kendisini.

SANDIĞA SAYGI ŞART

Siz arka planda nasıl bir amaç görüyorsunuz?

Çok açık söylüyorum: «Demokrasi sadece seçim değildir» sözünde saklı bu sorunun yanıtı. O lafı söyleyenler aslında seçimin üzerine bir şey koymak için onu söylemiyorlar, seçim dışı yollarla Türkiye’deki demokratik sistemi tasfiye etmek istiyorlar. Çok net. Onlara göre demokrasi kendi egemenliklerininolduğu bir sistemdir. Bu seçimle olabiliyorsa ne ala ama olmuyorsa seçim dışı yollarla da olur, diyorlar.Ve bu ideolojik çizgi sayın Cumhurbaşkanının halka dayalı siyaseti adım adım hayata geçirdiği tarihten bugüne kadar vardı zaten. Bu eylemdeki amaç Türkiye›nindemokrasisini güçlendirmek değil zaafa uğratmak, demokratik sisteminin işleyişinde gedik açmaktır. Bu açıdan ve eylemin gidişatına da baktığınızda hakikaten demokrasi kültürünü geliştirmeye yönelik herhangi bir şey görülmüyor tam tersine kaotik bir yaklaşım öne çıkıyor. Talep ne? Yani bir cezaevinin önüne gidip, içerden o kişiyi zorlamı alacaksınız? Zaten benzetmelere bakın. Bastille yürüyüşüne benzetiyorlar. Bu nedemek? Biz hukuk yoluyla demokrasi mücadelesini tanımıyoruz! Görünürde demokrasiye karşı olmayan ama özde demokratik ortamın işleyişine karşı bir eylem ortaya koyarsanız, bunun meşruiyeti tabii ki sorgulanır. Dolayısıyla ben bu eylemi daha çok kaotik ortam yaratma üzerinden Türkiye’de bir antidemokratik değişim çabası olarak değerlendiriyorum. 

FETÖ davalarını gözlemci olarak izliyorsunuz. Davaların genel seyrine dair gözlemleriniz nedir? 

FETÖ, Türkiye’nin son 100 yılındaki en önemli siyasi davalarından biridir. Hakikaten gerici faşist bir kalkışmayla yapılmış bir devirme ve işgal hareketi oldu. Ve kalkışmayı yapan bu halk düşmanı yapı, şu anda yargı önünde hesap veriyor ve vermeli. FETÖ davalarını basit bir ceza yargılaması olarak ele almak mümkün değil. 

EGEMENLİK SAVAŞI

Elbette Türkiye, terörle ve FETÖ ile mücadelesinde hukuk düzenine uygun yargılama yapmaya çalışıyor ve bu çok kıymetli bir şey. Ama bu durum, bu davaları sadece hukuki olarak ele almayı gerektirmez! Bu davaların siyasal ve sosyal boyutu, ideolojik boyutu gözardı edilemez. Bugün FETÖ davaları üzerinden Türkiye’de yeni bir egemenlik savaşı yürütülmeye çalışılıyor. FETÖ davaları sulandırılarak Türkiye’nin demokratik yapısına, işleyişine karşı bir kampanya yürütülmeye çalışılıyor.Bugün FETÖ davaları kendi hukuksal mecrasında yürütülmüyor. Tam tersine özellikle şüpheliler, sanıklar, soruşturma ve kavuşturma aşamasında onlarla destek veren ve onlarla siyasi işbirliği yapan ulusal ve uluslararası güçler, bu davaları bir enstrümana dönüştürerek demokratik sistemi ve siyaseti zayıflatmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin bütünlüğünü zayıflatmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin demokratik iradesinitasfiye etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle bu davalar meselesi, Türkiye’nin bütünlüğünü koruma meselesidir. Bu davalarda aynı zamanda hem bireysel hem sosyal adaletin gerçekleşeceği kararların verilmesi gerekir. Bu davalar izlenmeli. Bu davalara yönelik manipülasyonlara karşı doğrular kamuoyuna aktarılabilmeli. Dezenformasyonlar deşifre edilmeli. Bu davada mağdur tüm Türkiye’dir. Bu davalarda darbeci pratik üzerinden yargılananlarla ilgili mağduriyet üretilmesine asla izin verilmemeli. 

Türkiye’nin demokratik aklı güçleniyor

15 Temmuz darbe girişiminde, devlete sızan bir terör örgütünü gördük. Peki firari şüphelileri koruma altına ülkelere bakıldığında, bu örgütün uluslararası boyutu mu ortaya çıkıyor?

15 Temmuz kalkışması, sadece yerel dinamikleredayalı değildi. Uluslararası bağlarının olduğu son derece açık. Bu kalkışmayla hedeflenen şey de Türkiye’nin yeni dünya düzeninin oluşum sürecinde etkisizleştirilmesidir. Son derece net. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin yapısını sorguluyor, dünyada adaletli düzen kurulmasını istiyor. Dünyadaki güç savaşlarının insanlığa aykırı pratiklerine karşı sesini yükseltiyor. 21. yüzyıl dünyanın yeniden yapılandığı bir süreçle başladı. Çok kutuplulaşan dünyada, güçlü kutuplardan biri Türkiye olacak. Gerek bölgede gerek küresel seviyede Türkiye sadece kendisini değil hem İslam ülkelerini hem mazlum ülkeleri temsil etme gücünü sahip. Bunu küresel emperyal ve  faşist güçlerde görüyor. O yüzden Türkiye’ye karşı yürüttükleri bu mücadele bir egemenlik ve güç savaşıdır. Türkiye’yi mümkün olduğunca etkisizleştirmek için her türlü girişimi hayata geçirmeye çalışacaklar. Ama şu da çok açık, Türkiye’de demokratik devlet aklı giderek güçleniyor. Daha sağlam temeller üzerinde yapılanan bir demokratik devlet aklı var ve bu akıl Türkiye’nin pozisyonunu iyi analiz ediyor. Türkiye’nin geleceğine ilişkin vizyonel yaklaşımları ortaya koyuyor. Bu mücadele zorlu bir mücadele ama ben Türkiye’nin bundan başarılı çıkacağına inanıyorum. 

ABD GİBİ ÖN SEÇİM OLMAZ

Cumhurbaşkanı adaylarının ABD’deki gibi ön seçimle belirlenmesi mümkün müdür?

Oradaki bambaşka bir sistem. Önce aday belirlemede bir tür çoğunlukçu ön seçim var. Sonra başkan seçilirken çift dereceli bir seçim var. Yani halk doğrudan başkanı seçmiyor. Önce seçiciler kurulunu seçiyor, bu kurul başkanı seçiyor. Yani eksikli bir çifte meşruiyet var. Türkiye’nin kabul ettiği sistemde, tam bir çifte meşruiyet var. Halk doğrudan meclisi ve cumhurbaşkanını seçiyor. Türkiye’nin modeli, bu haliyle ABD modelinden daha ileridedir. 

Türkiye’deki partilerde ister merkezi yoklama ister ön seçim olsun, nihai hedef olarak tüm partiler yerelin iradesine, ilin taleplerine ve partinin sosyolojisine uygun milletvekili adayları çıkarmak zorunda kalacak.Ayrıca partilerin cumhurbaşkanı adaylarını belirleme yöntemlerinde de değişiklikler beklenmelidir. Dolayısıyla siyasi partiler hukukunda tüm bunları gözetecek, tüm süreçlerde halkın ve seçmenin iradesini güçlendirecek değişiklikler yapılabilir.

Siyasi etiği, toplum dinamikleri oluşturacak

Meclis, Siyasi Etik Yasası çıkarabilir mi? Örneğin kamuoyu milletvekilliğinin ve genel başkanlığın Türkiye’de meslek haline getirilmesine, defalarca seçim kaybeden isimlerin koltuğunu korumasına tepkili. Bunları sınırlayacak bir etik yasa söz konusu olur mu yoksa taban zaten bu değişikliği kendiliğinden yapar mı?

İyi işleyen bir demokratik sistemden söz ediyorsak ya da bir sistemin demokratik olarak iyi işlemesini istiyorsak her şeyi kanunla düzenleyemezsiniz.Çünkü her şeyi kanunla düzeltmeye kalkıştığınızda, tasarlayıcı, baskıcı, belirleyici bir yaklaşım ortaya çıkıyor. Siyasetin kendi dinamiklerinin, toplumun kendi dinamiklerinin bir takım değerler üretmesi lazım. O değerlere göre siyasi davranış etiğinin siyasal ve toplumsal pratikten çıkması önemli. Kanunlarla ancak çerçeve düzenlemeler yapabilirsiniz.Nedir o? Kötüye kullanım halinde, yaptırım uygulayabilirsiniz. Partiler, kendi disiplin süreçlerini güçlendirebilirler. Etik düzenlemeler ve pratik, siyasetin ve halkın yaklaşımlarıyla oluşmalı. Doğrusu da bulur. Her şeyi kanunla yapmak devleti bir hukuk devleti yapmaz? Her alanda kanun çıkarmaya kalkıştığınızda o devlet kanun devleti olabilir ama hukuk devleti olmaz.